| | #1 (permalink) |
![]() Kimseye anlatamıyorum derdimi, Anlatsam bile kimsenin anlayamayacağını biliyorum çünkü... Boş bakıyor gözlerim dünyaya,hayat anlamsız geliyor artık bana... Ne oluyor sana diyenlere cevap bile veremiyorum, boşver üzülme giden gelir elbet, sen mutlu ol bak hayat ne güzel diyorlar... Ama benim hayatımın sen olduğunu, gisişinle beraber hayatımında yok olduğunu, koskoca bir boşluğun içine düştüğümü bilmiyorlar... Birşey demiyorum bana öyle diyenlere, dinliyormuş gibi yapıyorum sadece, kendimi kandırıyorum biliyorum ama olmuyor işte yapamıyorum... Sonra böyle yaşanmaz bir şeyler yapmam gerekir diyorum, düşünüyorum yapabiliceklerimi... Sana geri dön diyemeyeceğime göre tek bir çare kalıyor geriye;"ÖLÜM"... Ölmeyi düşünüyorum seni ve herşeyi bırakıp gitmeyi düşünüyorum buralardan bir daha dönmemek üzere... birkaç kağıt koyuyorum önüme birde kalem alıyorum elime... Sonra başlıyorum içimden geçenleri yazmaya... Son birkez sesini duymak istiyorum, sesini duymak yetiyor bana... Zil çalıyor sonra yerimden kalkmaya tenezzül bile etmiyorum,kimse gider diyorum,gidiyor bir süre sonra kapıdaki... Ben bekliyorum ölümü bunları yazarken sana... Gözlerim doluyor başlıyorum ağlamaya,yaşadığımız günler için ağlıyorum beni bırakıp gidişin için... Son birşey istediğimi fark ediyorum senden,ben gittikten sonra yapman için... Bana beyaz güller getirmeni istiyorum ama tam oniki tane,ne bir eksik ne bir fazla olucak onikiden.. Kendini suçlamanı istemiyorum ben gittikten sonra,istemiyorum arkamdan ağlamanı... Herkes merak edicektir niye böyle birşey yaptı diye... "Terk edilmeye dayanamadı dersin koca yüreği"... Ölüm geliyor,ben gidiyorum buralardan... Hoşçakal aşkım,ELVEDA Sana..... ![]() ![]() Konu _sevgiii_ tarafından (12-27-2009 Saat 13:42 ) değiştirilmiştir.. | |
| | |
| | #4 (permalink) | |||||||||
| Banned ![]() Üye No: 907 Üyelik tarihi: Jul 2009 156 Mesajda 156 Teşekür almış | Biliyor musun; umarsız bir yıkımdı gidişin. Liman boyu uzanan iç kanamalı bir suskunluktu bizden geriye kalan. Oysa bilmeliydin; bütün bir hayatı ürpererek yaşama cesaretiydi aşk. Ve yola çıkıldığında göze alınmalıydı aşkın adressizliği. Sen bir tepeden masal gibi geldiğinde gözlerime ben kendi masalımı terk edip gözlerine benzeyen bir deniz seçmiştim kendime. Bana aşkı öğretmişsen yorgun terli bir tepede; bırak isyanım tam olsun yüreğimin sessizliğindeki kıyamete... bilirim sen kendince bir hayatı onarmaya düşkünsün. Onarmak içinse gidişin; sen önce seni affet. Adına mavi dediğin çoğul eksikliğinde... bazen seni affedebiliyor muydun beni ağladığında? Bilirsin; ben ki kabilesiz bir savaşçı. Senden aldığım bütün anlamları sana geri verdim. Bir "içim"; kaldı ben de bir de aklımın aldanmışlığı. Haklısın sende bensiz sularında elbet denizi aşmış bir okyanus telaşı yaşanacaktı. Bağışla sözlerimi. Bağışla gözlerimi. Dahası yok fazlası az... bazen terk edip gidebilmeli bu şehri kendi çaresizliğinde. Bazen inceldiği yerden kopmalı hayat. Neyse! Sen benden ötede ben senden uzakta... ne kadar çok "vardık" oysa ne kadar çok kaybolurken bile... karşımda yorgun bir adam var şimdi; özleyişlerini reddetmek uğruna yorgun düşmüş bir gemi... bu gemi nereye gidiyor usta... içim boş gemiler boş. Bu gemi nereye gidiyor usta... Bir romanı bitirmiş gibiydi sustuğunda. Bende sustum onunla. en iyi yaptığımdı susmak. Uzun bir sessizliğin sonrasında "susuşlarımızda sen benim susuzluğumu dindirecek yağmurunu bulamadığını sandın ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutunu. Oysaki yağmur bulutta saklıydı bulutta yağmurda. Susmasaydık bulacaktık" dedim. Neden geçmişin muhasebesini yapmaya başlamıştık bilmiyorum. Son sözleri iyice içime oturdu. "Bana bir kere susma hakkı verseydin sana neler söylemeyecektim! Oysa sen hep payına susmaları aldın bana ise hep sessizliğin ezeceği vakitlerle savaşmalar kaldı. Evet! susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti. Ve en çok konuşan en fazla hata yapandı her zaman. En çok susanın hep haklı kaldığı gibi... Sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak (hem de bir lütuf bir armağan gibi) işlenen en haklı suçtu. Sen tüm suskunlukları kimseye bırakmayacak kadar bencil herkesi suskunluğuna özendirecek kadar cömerttin. Sana söylenenlerle sana anlatılanlarla herkesin sırrını bildin ama kimseye bir şey söylemedin. Oysa izin verseydin benimde sana söylemeyecek ne çok şeyim vardı. insanları sadece dinleyerek böyle çıplak böyle savunmasız bırakmayı nerden öğrendin? Başkalarına ait bunca sırrı taşımak seni neden hiç yormadı? Sen en çok bana sustun; ben en çok sana konuştum. Sana benzemeye başladığımdaysa bende içimi susarak döktüm. Yoksa içim dökülecekti. Susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin. Meğer susmak insanın içiyle konuşmasıymış. Geç fark ettim!"... | |||||||||
| | |
| | #5 (permalink) | |||||||||
| Banned ![]() Üye No: 907 Üyelik tarihi: Jul 2009 156 Mesajda 156 Teşekür almış | Yürüyorum ama nereye bilmiyorum. Belki az sonra bir uçurum karşılar ayaklarımı ya da çamurlu karanlık sular.. Bilmiyorum... Güneş artık parlak mı yağmur ıslak mı bilmiyorum. İnsanlar hala aşık oluyorlar mı? Kayıp bir şehirde kaybolan insanların iniltil Yürüyorum ama nereye bilmiyorum. Belki az sonra bir uçurum karşılar ayaklarımı ya da çamurlu karanlık sular.. Bilmiyorum... Güneş artık parlak mı yağmur ıslak mı bilmiyorum. İnsanlar hala aşık oluyorlar mı? Kayıp bir şehirde kaybolan insanların iniltileri nemli feryatlarının kokusu üzerimde... Ta ki kayıp gidcekler birgün o derin ulu bilinmez diyarların verimli bilinmezliğine... Evet seni özlüyorum... Her biten ilişkinin ardından bu sözler kulaklarıma yelken açıyor. Sonra kulaklarımı kanatırcasına sivri uçlu dişleriyle demir atıyor ... Haykırmak istiyorum dağlara tepelere sonra yankılansın istiyorum diyar diyar seni özledim. Yüreğim haykırıyor isyanda susturduğum o çocuk ağzına bezler pamuklar tıkıyorum olmuyor haykırıyor seni özledim. Sakladığım karanlıklara sığmıyor onu daha ne kadar dizginleyebileceğim bilmiyorum gücüm tükeniyor seni özledim. Güneşin doğuşunda gözlerimi her kırpışımda acı veriyor saklayamıyorum seni seni özledim. Yasaklı manastırımda yasaklı sözcükler; kanatları bağlı çırpındıkça kanayan sana uçmak istedikçe ağır ağır ölen... Seni özledim... Kusmak istiyorum kusmak tüm benliğimi yüreğimi kusmak istiyorum seninle dolu yüreğimi. Patikalar yeşil değil sensizken sensizken içkinin tadı yok sensizken özleminin tadı olmadığı gibi. Kusmak istiyorum kendimi. Artık sen olan beni... Her çıkmaz sokağımda her labirentimde sen varsın oysa sen düz bir ovada bana koşsaydın desem bulutları pembeye boyayıp ayaklarımın altına alsam demekle aynı şey olurdu biliyorum. Sen sadece dipsiz kuyularıma hapsoldun ve bende hep seninle oldum... Hep üşüdüm sıcak gözlerinde . Hep bana bensiz baktı efsuni gözlerin. Terledim bir zamanlar teninde terin terime karıştı ben sen oldum seni içtim içtikçe susadım ve o ter içinde buzların içine ittin beni. Gözlerim seni ağlıyor hala ve hala üşüyorum... Biliyorum hiç umurunda değil belki benden de fazla kanadın ve belki sen o denli kanarken kanımın kızıllığının farkına varamadın. Belki sana silik göründüler ve sen daha da fazla kanatmaya çalıştın. Kendi kanının kızıllığını aradın her kurbanının kanında fakat senin kanın hep kızıl onlarınki ise griydi. Sen onlarınki de kızıla çalsın diye daha çok hançerledin dermansız kalıp diz çökene dek... O zaman çekip giderdin başka kurbanlar arardın kendine taze kanlar... Dünyadaki tüm aşık kanları bir araya gelse seninkiler kadar kızıl olamazlardı. Sen ne kadar hançerlesen azdı... Arka sokakların karanlıktı bir kız çocuğu ağlardı hıçkırıkları azapların en büyüğüydü duyanlara. Fakat duymazlardı ki onlar geçit vermezdi kamaştırırdı şuleli gözlerin bakanları. Hani bakmasını da bilmezlerdi derinlere. Onlar kendi sığ sahillerinde kumlarla oynayan çocuklardı. Ben hep ellerinden tutup çıkarmak isterdim seni ve senin ellerinle derinlerine dalmak isterdim. Belki sadece ben duydum sen fısıldamadan bunları bana. Sana o kadar yakın olmaktı şimdiki uzaklığımın acısı. Memleketimi terkedişimdin sen... Seninle nefes almayı öğrenmiştim seninle akıp gitmeyi. Seninle yeşermişti kuru dallarım. Seninle büyümüştüm ben. Güneşimdin yapraklarıma vuran ve toprağımı ıslatan yağmurumdun. Şimdi ne kadar çıplak ne kadar soluk zayıf kırılgan dallarım var. Yıllar önce parmaklarının ucundan kayıp gidişimde yeniden dudaklarında nefes alacağımı biliyordum.. Ve senin kancık dişiliğine tırnaklarımla tutunacağımı da biliyordum.. Ve bitiş öykümü tasarlıyordum her zaman | |||||||||
| | |
![]() |
| Etiketler |
| ben, gediyorum, ölüme |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sana Susmak, Ölüme Sus(a)makmış Git/me... | Sarah | Resimli Şiir & E-kart | 5 | 09-05-2009 21:16 |
| Ölüme meydan okuyan genç kız | DiLa | Enteresan Haberler | 3 | 08-22-2009 15:42 |
| uğur bas ölüme beş kala | biLinmez | Klipler | 2 | 11-14-2008 17:48 |